Hayatta hep yüz yüze olduğumuz hâlde bir türlü idrakine varamadığımız bir
gerçek vardır: Ölüm ve ötesi. Oysa Peygamberimiz (s.a.s) bir hadislerinde, “Ağız
tadını kaçıran, lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.” Buyuruyor.
Şöyle geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki zengin-fakir, genç-yaşlı, iyi-kötü,
zalim-mazlum nice insanlar bu dünyadan gelip geçtiler. Birçoğunun yerinden
yurdundan eser bile kalmadı. Her geçen gün bir sevdiğimiz bizi bırakıp gidiyor.
Biz de bir gün sevdiklerimizi bırakıp gitmek için her an gelmesi muhtemel
ecelimizi bekliyoruz. Şurası bir gerçektir ki bugüne kadar ölümden yakasını
kurtaran hiçbir insan yoktur. Her geçen gün yıpranan bedene, ağaran saça dur
demek mümkün değildir. İstesek de istemesek de doğumla geldiğimiz bu
dünyadan ölümle ayrılıp gideceğiz. Bu gerçeği Yüce Rabbimiz bizlere şöyle
bildiriyor: “Nerede olursanız olun, sağlam ve güçlendirilmiş kaleler içinde
bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır.” “Her canlı ölümü tadacaktır.”
İmanın altı esasından biri de ahirete inanmaktır. Ahiret yurdu, bu dünyada
yaptıklarımızın karşılığını bulacağımız, hâlimize göre mükâfat ya da azap
göreceğimiz yerdir. Öyle ki artık dünyaya geri dönüş yok; herkes bu dünyadaki
amelinin karşılığını eksiksiz görecektir. Kimseye haksızlık da yapılmayacaktır.
Yüce Allah bu hakikati şöyle dile getirmektedir: “Her kim zerre ağırlığınca bir
hayır işlerse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca kötülük işlerse
onun cezasını görecektir.”
Hesap gününde hiçbir şeye itiraz etme hakkımız olmayacaktır. Zira karşımıza
çıkan kendi işlediklerimizden başkası değildir. Yüce Rabbimiz bu konuda şöyle
buyuruyor: “Artık kitap (amel defteri) ortaya konmuştur; suçluların, onda yazılı
olanlardan korkuya kapılmış olarak, ‘Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-
büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!’ dediklerini görürsün.
Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık
etmez.”
O günün manzarasını yine Yüce Yaratıcının kelâmından dinleyelim: “Kişinin
kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün
kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün herkesin kendini
meşgul edecek bir işi vardır. O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlar,
güler sevinirler. O gün nice yüzler de vardır ki toz toprak içindedir. Onları bir
siyahlık bürür. İşte onlar kâfirlerdir, günaha dalanlardır.”
İnsan, tabiatı gereği dünyaya düşkündür, âhireti ise hatırından uzaklaştırma
eğilimindedir. İnsanoğlunun ölümden hoşlanmamasının, ondan ürkmesinin en
önemli sebebi, dünyaya olan aşırı tamah, ölümün ve âhiretin unutulup hazırlık
yapılmaması, günah ve isyan karanlığında hakikat ışığının görülememesidir.
Oysa Allah Rasûlü (s.a.s)’nün uyarısı çok ağırdır: “…(Gaflete) dalan, gülüp
oynayan, kabirleri ve toprak altında çürümeyi unutan kul ne bedbahttır! Azan,
haddi aşan, nereden geldiğini ve nereye gittiğini unutan kul ne bedbahttır!”
Hiç düşündük mü? Neden dünyamızda kötülükler, zulümler, haksızlıklar,
katliamlar, savaşlar, cinayetler, öldürmeler, suçlar bir türlü sona ermiyor?
Neden hırsızlık, arsızlık, edepsizlik, fuhuş, zina, taciz, uyuşturucu, alkol, kumar
hiç azalmıyor? Neden yalan, dolan, gıybet, iftira hiç eksik olmuyor? Neden
insanlar tabiata, çevreye ve diğer canlılara sürekli zarar veriyor? Neden
insanlardaki daha çok kazanma, daha çok tüketme, daha çok sömürme, daha
çok eğlenme hırs ve tutkusu, ikiyüzlülük, bencillik, haset, intikam, kin ve öfke bir
türlü sona ermiyor?
Bu soruların birçok cevabı yanında çok önemli bir cevabı var: Ölüm, ahiret ve
hesap çoğu zaman aklımıza gelmiyor. Ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam
ettiğimiz anlar oluyor. Unutmayalım ki günah ve haramlardan uzaklaşıp
sevaplara, hayırlara ve iyiliklere yönelmek için ölümü, ahireti ve hesabı daima
hatırda tutmak gerekiyor.
Dünya pazarında hiçbir şey karşılıksız verilmezken, ebedî âlemde vaat edilen
nimetler çalışmadan, hazırlanmadan kazanılır mı? Mademki ölüm var, ahiret
var, hesap var, mizan var, sırat var, cennet var, cehennem var; öyleyse ölüme,
ahirete ve hesaba hazır olalım! Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba
çekelim!